Beni her pazartesi ve cuma arardı. Cuma günlerini severdim, çünkü pazartesiye yakındı; pazartesiyle aralarında 3 gün vardı. Ama pazartesiden sonra cumayı beklemek biraz daha zordu...
Hayatımda bu tür rutinlerin sayısı azdı. Programlı olmayı hiç beceremedim. Sevemedim de... Her hafta tekrarlanan, bir de okuldaki derslere girmek vardı. Onların gününü, saatini de belirleyen ben değildim. Bu rutine bağlanan, belirli bir düzen içinde yapılan işlere, ancak bir başkası düzenlerse uyardım. İtiraz etmezdim. Hem, o kadar da olsundu... Onlar dışında programlayarak, üzerine uzun uzun düşünerek gelecek günleri dizayn etmek, pek bana göre değildi. Buna rağmen her şeye bir şekilde yetişirdim. Yalnız kitaplar biraz geç biterdi. Aynı anda birkaç kitap birden okurdum. Biraz maymun iştahlı mıydım? Çocukken oyuncu olmak isterdim. Sonra yine çocukken mimar olmak istedim. Sonra bir süre bale yaptım, ama bir trafik kazasında ayağım kırılınca baleyi bırakmak zorunda kaldım. Sonra vapura binmeye başladım.
Vapurlar akşamları kalabalık olur. Nereye baksam insan... Boş bir alan bulup, gözlerimi oralarda bir noktaya odaklayıp düşüncelere dalmam bile zor olur; bakışlar ya birinin ayakkabısına, ya çantasına denk gelir. Baktığım yerde bunlar olmamalı. Birinin suratı mı, o hiç olmamalı! Suratına yakın bir yer bile olmamalı; suratın sahibi, gizlice ona baktığımı ve o bana dönerken gözlerimi kaçırdığımı düşünebilir. Rahatça bakabileceğim bir alan... Deniz? Cam kenarındayken en güzeli elbette, ama vapurlar kalabalık, insanlar aceleci. Her zaman mümkün olmuyor cam kenarında oturmak. Koridora da uzağım, cama da. Yere baktım. Yere, tam karşıma. 2 grup halinde 4 ayak var; 2'li grupların arasında da 25 cm kadar uzaklık. İkisinin tam ortasına hapsettim gözlerimi. Günlerden cumartesiydi...
Vapurdan inip biriyle buluştum. Eğildi, "Yaralarının nerede, ne derinlikte olduğunu bilmezsem, yanlışlıkla onlara dokunup canını yakabilirim." dedi. "Zamanım yok, gitmeliyim" dedim.
Zamanım yok gitmeliyim...
27 Şubat 2012 Pazartesi
21 Şubat 2012 Salı
...
"seni koruyacağım sana bile sezdirmeden
gökyüzü gibi uzaktan ve beklentisiz
gereceğim yüreğimi üzerine.
-sevmek biraz da bu değil midir?-
ıslatmasa da sesini bir daha
bir isyan türküsü gibi sürdüreceğim yağmurunu
düşlere ömürler veren o duygu bulutunun.."
Şükrü Erbaş
15 Şubat 2012 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


