18 Mayıs 2012 Cuma

Zihnimden Alıntılar IV

I

Son sayfasında, önceki yüzlerce sayfada anlatılan o sürükleyici, nereye varacağını pek bilemediğin hikayenin yerle bir olduğu romanlardan okumuş gibisin. Hepsi rüyaymış, ya da adam aslında şizofrenmiş, ya da katil en masum görünen adammış ya da öyle bir şey. Gözlerin tek bir noktada sabitlenmiş, ama o küçük nokta öyle kalabalık öyle kalabalık ki...

Dışarıdan bakanlar yalnızca "dalgın, üzgün bir adam" görüyor oturduğun sandalyede. Daha fazlasısın, çok daha fazlası. Gözlerin böyle söylüyor, ama kimse sesini duymuyor -"Duysalar ne olur ki?" diyorsun-. Gözlerin tek bir noktada sabitlenmiş...

Unutuyorsun; acıkmayı, uyumayı unutuyorsun, insanlarla konuşmayı, onlar(l)a ağız dolusu gülümsemeyi. Hiçbirini hatırlamaya takatin yok, hiç hatırlayasın yok. Düşünesin de yok, ama elinde değil. Düşünmeden olmuyor, düşünmeyi unutamıyorsun.

Nefes almayı bile unutuyorsun ama düşünmeyi unutamıyorsun.

...


II


-Ne yapardınız cebinizde 'gitmek' de olmasa?-

Her hikayede, en iyi ihtimalle 3. kişi olduğumu anlamam hep zaman aldı. Böyle olduğumu her seferinde ve vakitsizce anladım. Öyle ki, iç sesim bile beni takmaz; konuştuğu, hep bir başkasıdır. "Benim hikayem nerde?" diye sorarım ona, soru boşlukta asılı kalır. Bu böyledir; sorular -karanfillere inat- yerçekiminden muaftır, uçmaları için kanada ihtiyaçları olmaz. Sorumu yine kendim yanıtlarım sonra: "Hayalleri olanın hikâyesi olur. Bu yüzden hikâyem yok benim.".

Ama bir hikâyem olsa, ancak şöyle olabilirdi:

"Bir zamanlar dallarının, yaprakları, meyveleri taşıyamayıp sarktığı genç, inatçı bir ağaçken,
bir gün esmeye başlayıp dinmek bilmemiş kuvvetli bir rüzgârla
çıplak kalmış gibiyim.
Çıplak kalmış gibiyim;
çıplaklığın insana hissettirebileceği ne varsa hepsini tanıdım.
Sonra hiç çiçek açmadım.
Rüzgâr dinmedi.
O sonsuz sonbahar bir türlü bitmedi."

Bu şehrin adı rüzgâr olsun,
buralar beni sevmedi.

III
...


IV

Ellerim üşüyor.

1 Mayıs 2012 Salı

Karınca



Ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum
kor dantellerden bu yolu, ormanın altına
yeter ki oku onu.

Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,
ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm
gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya;
katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.
Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.

Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

Kim anlayacak bu kor işaretleri?
Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.
Ovada ve dağda saklı bir mavi için
düştümdü yola. Benim de yaban çığlığım vardı,
çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgâra.

Kışa girdik kıştan çıktık
ama değişmiyor insan
karınca duası diyorlar ördüğüm yola.

B.Keskin