21 Aralık 2010 Salı

Atonal Requiem


Bilirsiniz
Acımasızdır mezarlıklar
Ölümün tatili mi olur hiç?

İnanmak zordur bazen olanlara, ama
Mezarlık o gün hiç cinayet işlememişti.
O bayram tatilinde ölüler her zamankinden sessizdi…
Ben duydum,
oradaydım;
Konuşan ölüler değildi.


Gözleri olan bir bulut söyledi:

Yağmur onu terk etmiş gitmiş başka eve yerleşmiş
Bulut ağlamayı çoktan kesmiş..
Yağmur hâlâ şefkatliydi gördüm,
Ölülerle beslenen ağaçlardan doğru
Acıkan toprağa yağıyordu..


-Ki şair dediğin, "ağaçların ağlaması" der buna...-


Ölünün birini arıyordum orada
Şu dört ses eşlik ediyordu sevimsiz arayışa:
Yere dökülmüş yaprakların ayaklarıma tepkisi
Yalnızlıktan sıkılan kedinin ilgi talebi
Kediye yanıt veren köpek –bağırarak hem de-
Mezar taşlarına tokat atan yağmur damlaları:

"bu topraklar yeşerecek” diyor damlalar.
“yeşile boyayacağım bunları.”

-salyangozlar ses çıkarmıyor-


Dört sesin de -neden- yerini sır gibi sakladığı o mezar..
Başka ölüler onu görmüş olmalıydı sordum
Suskundular -hayret!-
Beşinci ses yasaktı herhalde..

Yağmur, toprağı salyangoza boyamış.

Yeşil, artık bir renk değil
Yeşil, bir sonbahar hayvanı.
Aylardan gri
Saat ölümü kahverengi geçiyor
Renklerin uyumu mu dediniz?
Doğa işini biliyor! Sağ olsun sesler;

O ölünün mezarı benden gizleniyor.

Deniz manzaralı -salyangoz rengi- mezarlar gördüm
Deniz kadar ıslak mezarlar.
Gölge ağaçlardan mı, bulutlardan mı doğuyor? Bu hep böyledir;
Doğa hüzün pazarlıyor…
Kör değil mi bu mezarlar?
Nasıl oluyor da denizin varlığından haberdarlar?

Sorulmaz onlara, denemeyiniz
Varsayalım “denizden ne haber?” dediniz
Ben gördüm, siz de göreceksiniz:
Ölülere sorulan sorular yanıtsızlığa mahkumdurlar..

Ölüler.. Salyangoz rengi mezarlarda, ölüler
Küfürle, şiddetle değil
Susarak incitirler…


(onikieylülikibinon)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder