Eskiden beyazmış, bir mermer artık kararmış. Temizlenemiyor.
Bir zaman düşmüşüm, üzerimden nasırlı ayaklar geçiyor, hepsi kalbime basıyor
Çiviler duvarın canını yakarmış meğer, artık çerçeveler bir bir yere düşüyor
Giysiler vazolar, düşüyor durmadan düşüyor
Düşünce giysiler bile kırılıyor bayım, kırıntılar etrafa yayılıyor
Benim odam kırılıyor, her yerinden kırılıyor
Siz odamın kırılmasını gördünüz mü hiç? Burada hep bu oluyor.
Bakın size odamın kırılmasından bahsedeyim;
İçimde insanlar patlıyor, bombalar ölüyor
Siz savaşın böylesini gördünüz mü bayım?
Her silahın elinde bir insan,
Silahlar insansızlaşmaktan söz ediyor...
Ağaçlar bile bayım, ağaçlar artık evreni kusuyor
Evren korkup ağaçların etrafında dönmeye başlıyor
Ama nasıl dönmek... Dönmekten evrenin midesi bulanıyor.
-Benim de, evrende dönenlerden benim de midem bulanıyor-
Benim odam işte bu yüzden kırılıyor bayım.
-Saatler de düşüyor, saatler de yere.-
Bir mezar elinde kürekle beni kazıyor
-Yerler zaman kırıntılarından geçilmiyor-
Bir mezar kendini alıyor içime gömüyor
O mezar içimde susuz kalıyor.
Bayım, sizi kuraklıkla tanıştırayım;
Gün doğuyor ama 'neler' doğmuyor...
18.08.11
04:10
Benim odam işte bu yüzden kırılıyor bayım.
-Saatler de düşüyor, saatler de yere.-
Bir mezar elinde kürekle beni kazıyor
-Yerler zaman kırıntılarından geçilmiyor-
Bir mezar kendini alıyor içime gömüyor
O mezar içimde susuz kalıyor.
Bayım, sizi kuraklıkla tanıştırayım;
Gün doğuyor ama 'neler' doğmuyor...
18.08.11
04:10
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder