3 Ağustos 2012 Cuma

Çağdanlık



Manzaralarda birkaç santim yeşillik varsa da
umutlanmak bize ait değil.
yeşillikler dünyanın marifeti zira, solgunluklar gibi
Sonbahar geliyor renkleri soldurmaya
Sonbahar çabucak geliyor...

Kapalı kapılar ardında geçirilen cinnetlerde
dört tarafı geçmişle kaplı acıklı hikayelerde
intihar kurgularında, intihar mektuplarında sıkışık
bakın bu olduk, bakın burdayız:
karşımızda hayat!
Gözyaşları sandıklarda saklansın
Sandıklar kilitli kalsın
dünya dönsün dünya daha hızlı dönsün
yerçekimi kimilerini daha fazla çeksin
adaletsizlik doğanın her yanına sinsin çekinmesin
balta girmemiş ormanlara önce adaletsizlik girsin
bir yerlerde hâlâ huzur var mı birileri göstersin
-ne olur bir yerlerde biraz bırakılmış olsun-
kaldıysa insanoğlu oraya da hemen el atsın kalanı da bitirsin
kimse kimseye kimseyi anlatmasın, kimseyi anlamasın
anlattığını sansın, anladığını sansın
anlaşılmadığını (elbet) bilsin
herkes sevsin, çok sevmiş olsun
sevmekten yorulsun, artık sevemesin
sonunda herkes birbirinden korksun
ilaçsız yaralarla dolu yaralı hafızalarla dolu
yürüsün herkes yürüsün
durmadan dinlenmeden
hiçbir yere (her yere?) yürüsün
... de
bu zamanı
yaşamak
?

"Alışmayın!" diye bağırsın birileri
duvarlara büyük puntolarla "alışmak ölümün bir başka adı" yazılsın
mahkemeler alışanları cezalandırsın
bir peygamber gelsin
kitabı "Oku." yerine "Alışma." diye başlasın
herkes inanacaksa ona inansın.

Bildiklerimiz zararlı
Birileri bize inanmaya değer bir şeyler versin...

Yoo kimse kimseyi suçlamasın!
Bundan başka seçenekler de olmalıydı.
Pusulalar konuşsun artık, biz
kaybolduk.
Bari pusulalar yanılmasın.

Sabah olacak, ne kadar uyusam az...

Çok da zaman kalmadı
Zamanım kalmadı,
nedense böyle biliyorum
Herkesin herkesten kaçması gibi
herkesin benden kaçması gibi
ama pek de öyle değil
en çok ben kendimden kaçacağım
herkesler odalarına kapanmışken
ortada acı bu kadar bereketliyken ve bu kadar paylaşılamazken
"fırsat bu fırsat" bile demeden,
bunları hiç düşünmeden.
Kendiliğinden, öylece...

Gece bitmeden
ne kadar ölsem az
ne kadar ölsem
ne kadar

Tanrım! Ne kadar dolunay var...

Bir şeyler oluyor
bir şeyler kayboluyor
dünya kirleniyor, dünya yanık kokuyor
dürüst olalım: küller kuşları doğurmuyor.
bir yerlerde birileri
bizden bile hızlı ölüyor.

Umutsuzluktan
özlemin bile rafa kalktığı yerde
-geçmişe duyulan, insana duyulan özlemin-
sarıldığım ne varsa benden alıp
hayat
bir kibrit tutuşturuyor elime
kim bilir neyi yakayım diye...
Bu kocaman bu zifiri karanlığa,
elimde tek bir kibrit.

Bitmedi,
daha susacaklarım var.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder