22 Temmuz 2013 Pazartesi

Şimdi otur ve kendine bir hikâye yaz

Ben çok eski zamanlardan geldim. Tam da hayal ettiğin gibi. Hiçbir yere sapmadan, sağa sola bakmadan tam karşına geldim, burda durdum.
Beni al ve sakla istedim, kimseye gösterme. Sakla çünkü çok eski zamanlardan gelmiş olmama ne sen inanabilirsin ne onlar.. İnandırıcı değilim biliyorum, sen de inandırıcı değilsin. Bu baktığında gözlerimin ardını gören gözlerinle inandırıcı değilsin. Bu güldüğünde yüzünün aldığı biçimle, oltandaki balığı gerisingeri denize atmamak için kendini zar zor ikna edişinle, saatler harcayarak tuttuğun balıkları dönüş yolunda sana o uzaktan bakan kedilere teker teker dağıtmanla, biliyorum, sen de onlara hiç tanıdık gelmiyorsun.
Bütün otobüs tekerleri yadırgıyor seni. Onların karşısında fazla incesin. Televizyonlar seni izlemeyi hiç sevmez. Onların karşısında çok dürüstsün.
Bak ben bir kız hatırlıyorum. Bir akşam bir adamla tanıştı. Biraz konuştular. Daha çok adam konuştu o kız dinledi. Bazen sorulara kısa yanıtlar verdi "...evet", "...hayır" diye.
O akşamdan sonra 3 gün ağladı kız. Nedenini bilmeden. O kadar çok ki hem de, kimse susturamadı onu. Her yerde ağladı, her an. Ortada hiç de kötü bir şey yokken. Ya da o, ortada kötü şeyler olduğunu henüz bilmiyorken.
-Sen de biraz böylesin değil mi? Her şeyin kokusunu alırsın.-
3 gün sonra ağlamayı bıraktı. Yine nedenini bilmeden.
Bilmem söylememe gerek var mı, kız adamı ne zaman görse şehir birden kalabalıklaşır, ay dolunaya döner, dolunay şehrin ışıklarını devre dışı bırakırdı.
Dediğim gibi, ben eski zamanlardan geldim ve şimdi o kızı bulamıyorum. Ama sana baktıkça, içimden bir ses senin de o kızı bir yerlerden tanıdığını söylüyor.
Sana garantisini verebilirim ki, birlikte çok acı çekeceğiz. Ortak acılar. Eski zamanlarda, insanlar ortak acılar yaşadığında dostlukları kuvvetlenirdi. Birbirlerine iyice kenetlenirlerdi. Eski zamanlarda bu kadar çok ihanet de yoktu, biliyorum bizim aramızda da olmayacak. Ama ihanetsiz yaşamak, en az ihanetle yaşamak kadar zordur. Yükü ağırdır. Biz bu yükleri sırtlanmaktan hiç çekinmeyeceğiz, bunu da biliyorum. Eski zamanlarda insanların kamburu çıkardı... Olsun. Yüzlerdeki çizgiler, ayaklardaki nasırlar, dizlerdeki yara izleri televizyonların söylediğinin aksine, insanları güzelleştirir. Biz yaşayacağımız acılar kadar güzellikler de göreceğiz; içimizde, dışımızda, arkamızda ve karşımızda...
Neler olacağını ve olmayacağını sen de benim gibi az çok tahmin ediyorsun. Tahminlerinin çoğu doğru çıkacak. Nedense bu böyle oluyor, hepsine hazırlan. Gerektiğinde beni de hazırla, gerektiğinde seni hazırlamamı iste.
İnan, her soluk soluğa kalışımızın ardından, karşısında oturup dinlendiğimiz bir manzara ve iki kişilik bir bank bulacağız. Gerektiğinde bir parkta, battaniye bulup uyuyacağız yine.

Benim çok sevdiğim bir şiir var. O şiirin de çok sevdiğim son dizeleri der ki,
"Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar"

Ne zaman kalbin sıkışsa bunu hatırla. Sıkışıklığı gevşetmeyecek belki ama sana güç verecek.
Şimdi otur ve kendine bir hikaye yaz. Ne kadar temiz olursa sana uzaktan bakan kediler o kadar doyar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder